sincan escort

tekirdağ escort karaman escort niğde escort

gaziantep escort

hd porno

logo

venüsbet giriş

SÖZÜN HANGİ MEVSİMDE SÖYLENDİĞİ SÖZÜN KENDİSİNDEN DAHA ÖNEMLİDİR!


Pınar Holt
sancaktepeses@yandex.com

Bir söz ile şimşekte çaktırabilirsiniz, yaprakda döktürebilirsiniz
ama aynı sözü farklı uslupla söyleyip çiçek de açtırabilirsiniz
karşınızdakinin gönlünde.

Değerli Dostlarım,

Sizlerle okuyup etkilendiğim ve üzerine önemli dersler çıkardığım bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Bir grup kurbağa ormanda dolaşıyormuş ve içlerinden ikisi derin bir çukura düşmüş. Arkadaşlarının düştüğünü gören diğer kurbağalar çukurun etrafını sarıp, ne kadar derin olduğunu görünce, düşen arkadaşlarına o çukurdan çıkmanın mümkün olmayacağını söylemişler. Ancak, iki kurbağa diğerlerinin ne dediğini duymazdan gelip, çukurdan kurtulmak için var güçleriyle zıplamaya başlamışlar. Çabalarını gören çukurun tepesindeki kurbağa grubu tekrar çabalamanın nafile olduğunu, asla başaramayacaklarını ve vazgeçmeleri gerektiğini söylemişler.

Sonunda, kurbağalardan biri yukarıdakilerin söylediklerine kulak vermiş, çabalamaktan vazgeçmiş ve olduğu yerde düşerek ölmüş. Diğer kurbağa ise, elinden geldiğince daha sert zıplamaya devam etmiş. Yine, yukarıdaki kurbağalar ‘Boşuna çabalama! Vazgeç! Ölüme teslim ol!’ diye bağırmışlar. Bu bağrışlara ragmen kurbağa, en iyi zıplayışını yapıp, çukurdan çıkmayı başarmış. Dışarı çıkar çıkmaz diğer kurbağalar “Bizi duymadın mı? Sana vazgeç, kaderini kabullen diye bağırdık” demişler. Kurtulan kurbağa ise onlara sağır olduğunu, arkadaşlarının bağrışlarını onu ‘cesaretlendirmek ve desteklemek için yapıldığını sandığını’ soylemiş.

Değerli dostlarım, benim bu hikayeden çıkardığım iki önemli ders oldu. Çevremizde, beraber aynı ortamları paylaştığımız insanların sözlerinin bizlerin yaşamı üzerinde ve bizim sözlerimizinde onların yaşamı üzerinde büyük etkisi. Bunun Ortacağ Türk & İslam medeniyetindeki adı ‘Belagat’mış. Medreselerde, “Mukteza-yı hale uygun” yani bir söz hangi mevsimde, en güzel hangi şekilde söylenmeli, güzel söz söyleme kuralları gibi konularla ilgilenen bir ilim dalıymış. Belagat eğitimi almadan alim, devlet adamı, sanatçı olmak kabul görmezmiş o dönemlerde. Belagat ilmine hakim olabilen, milyonları etkileyen bir örnek verecek olursam aklıma ilk gelen isim bir ulusa bağımsızlığını kazandıran Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Şimdilerde bizim Belagat ilmini alabilmemiz mümkün değil, bununla ilgili bir eğitim maalesef gerekli olmasına ragmen okullarda berilmiyor. Peki, bu durumda söylediğimiz sözün amacına ulaşması bizi yada karşımızdakini olumsuz etkilememesi için neler yapmamız gerekiyor derseniz? Ben, iğneyi öncelikle kendime çuvaldızı başkalarına batırmam gerektiğini, kendi hayat mücadelemde, kendi nefsimi terbiye etme süreçlerimde şunları yapmam gerektiğini düşünüyorum ve üzerinde çalışıyorum. Birincisi; bir başkasına söylediğim sözü ağzımdan çıkmadan önce birden fazla düşünmem gerektiği, söylediğim söz ile karşımdakine mesajımı ne kadar doğru ilettiğimii mesajımı iletirken karşımdakini aynı zamanda ne kadar olumlu yönde etkileyebildiğimi yada eleştirmem gereken bir konu varsa, cümlelerimi kullanırken karşımdakine hangi mevsimi hissetirdiğimi değerlendiriyorum. Çünkü bir söz ile şimşekte çaktırabilirsiniz, yaprak da döktürebilirsiniz ama aynı sözü farklı uslupla söyleyip çiçek de açtırabilirsiniz karşınızdakinin gönlünde. İkincisi ise; bana söylenen beni olumlu yönde geliştirecek her tavsiyeyi ve eleştiriyi dikkate almam gerektiğini düşünüyorum. Bunun dışında geri kalan olumsuz, enerjisi düşük, kötü niyetli, yıkıcı, nefret içerikli söylemlere, dedikodulara ise kulakları tıkayıp çabalamaya devam etmem gerektiğini düşünüyorum.

Sevgiyle.

Pınar Holt

Etiketler: »
Share
3042 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

5+4 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BUGÜNÜ DAHA NASIL GÜZEL YAŞAYABİLİRİM?

    28 Ağustos 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Son zamanlarda ‘Canım hiç bir şey yapmak istemiyor.’ ‘Hiç bir konuda heyecan hissetmiyorum.’ ‘Hiç bir şey umrumda değil!’ gibi söylemler benim kulağıma çok fazla gelmeye başladı. Ya sizin? Değerli Dostlar, Son zamanlarda ‘Canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Hiç bir konuda heyecan hissetmiyorum. Hiç bir şey umrumda değil!’ gibi söylemler benim kulağıma çok fazla gelmeye başladı. Bunun üzerine, bu köşe yazımda motivasyonu yüksek, canlı bir hayat oluşturabilmek için neler yapabiliriz konusunda bilgi ve deneyimlerimi sizlerle paylaşmak iste...
  • ‘Hayatımın Dönüm Noktası’ Okurlarını Hayatlarının Dönüm Noktasına Götürecek!

    23 Ağustos 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Birbirini hiç tanımayan, yurtiçi ve yurtdışından projeye katılan 46 yazar, kendi dönüm noktası öyküleriyle, kitabın kokusunu içine çeken okurlarına ilham oluyor. Özellikle pandemi döneminde ve daha öncesinde birçok yayınevinin kolektif kitap çalışması başlatmış fakat olumlu sonuçlandıramamış olması “Birlikte Kitaplar” ekibinin işini ciddiyetle ve samimiyetle yürüttüğünün göstergesidir. Projenin, derlemesini Ömer Çevik, editörlüğünü Ayşegül Poyrazoğlu gerçekleştirmiştir. Projede yer alan yazarların isimlerini sunmaktan onur duyarız. Ar...
  • Hastane dışında-doğa etkinliklerinde kalp krizi geçiren hastaya yaklaşım (112 öncesi)

    27 Mayıs 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Hastane dışında-doğa etkinliklerinde kalp krizi geçiren hastaya yaklaşım (112 öncesi) Şekil. Kalp krizi gösteren tipik göğüs ağrısında hastanın yüzüne yansıyan şiddetli ağrı ölüm korkusu ile birliktedir. Göğüs orta kısmında yaygın olarak hissedilen, sırta, kollara, karın üst kısmına, boyun ve çeneye kadar geniş bir alanda ağrı hissedilebilir. Hastadan neler öğrenelim? Hastanın sürekli kullandığı özellikle kalp ilaçları öğrenilmelidir. Önceden diyabet, ateroskleroz (damar sertliği), kolesterol düzeyi yüksekliği, sigara içimi varlığı, h...
  • BAHAR ZOR GEÇTİ AMA YAZ KAPIDA!

    27 Mayıs 2020 Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Değerli Dostlar, Doğadaki tüm canlıların bedenlerinin derinliklerinde biyolojik bir saat saklıdır. Bir çoğumuz günlük akışı ve buna ayak uyduran beden ritimlerimizin farkındayızdır. Saatimize bakmadan güneşin doğuşu ile uyanmamız, günün aynı saatlerinde çay saatimizin geldiğini hissetmemiz, gün içerisinde yemek yeme isteğimizin aynı saatlerde oluşması, gün batımından sonra istirahate geçme isteğimiz ve hatta mevsim geçişlerini fiziksel ve ruhsal olarak hissetmemizin sebebi vucudumuzun derinliklerinde saklı olan biyolojik saatimizin doğayla v...